NE EKERSEK


Bu makale 2019-06-24 09:09:43 eklenmiş ve 232 kez görüntülenmiştir.
Tevrat İŞLEYEN

Varlığımızın meydana gelmesinde Yüce Rabbimizin muradının olduğunu ve anne-babalarımızın da hayatımız için vazgeçilmez olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu anlamda aile bireylerinin birbirleri üzerinde çok  önemli hak ve görevleri vardır. İşte bu hak ve vazifelere gösterilecek hassasiyet, hem yakınlarımızı mutlu edecek, hem de Rabbimizin rızasını kazanmamıza vesile olacaktır.

Gerçek bu iken, yaşamları boyunca bizlere kol-kanat gerip sevgileriyle ruhumuzu besleyen, bizim için türlü zorluklara katlanan anne-babamıza, acaba onların bize gösterdiği tahammül ve ilgiyi gösterebiliyor muyuz? Yoksa unuttuk mu?  Anne-babaya karşı  yapılacak iyiliklerin  birçok iş ve işlemden önce geldiğini hatırlıyor muyuz? Anne-baba rızasının Allah’ın rızası olduğunun yeterince farkında mıyız?

Alemlere Rahmet olarak gönderilen O Sevgili Nebi’nin ifadeleriyle Cennet’in ayaklarının altında bulunduğu annemiz, bizim için duası en makbul olan, hiçbir durumda vazgeçemeyeceğimiz kişidir. Bu arada, rızkımızı temin eden, bizi koruyup gözeten babamızı da gözden ve gönülden uzak tutmamamız gerekiyor. Onların duasını almak, gönüllerini hoş etmek, yapılacak en güzel şeylerden biridir.

Dini kaynaklarımızda anne-babanın gönlünü alma, haklarına özen gösterme konusunda  hepimize ders niteliğinde sayısız örnekler vardır. Bunlardan biri şöyle:

Hz. Ebubekir’in kızı Esma’ya, henüz İslâm’ı kabul etmeyen annesi  bir hediye gönderiyor. O da bunları kabul etmiyor ve müşrik annesini evine kabul etmiyor. Bunun üzerine Hz. Aişe’den (r.a)  bu olayı Sevgili Peygamberimize sormalarını rica ediyorlar. Durumdan haberdar olan Peygamberimiz; 

“Hem hediyelerini kabul edecek, hem de kendisini eve alıp misafir edecek! İnşaallah Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir!” buyuruyorlar.

Bu uyarıdan sonra Hz. Esma (r.a), annesinin hediyelerini alıyor ve onu evinde misafir ediyor. Görülüyor ki anne- baba  Müslüman olmasa bile, evlat üzerindeki hakkı devam ediyor.

Kaldı ki, Müslüman anne-babanın da, İslâm’ın ebeveynlerden istediği vazifeleri bilmesi ve evladını yetiştirirken buna göre davranması gerekir. Çünkü aile ortamı, çocuğun mizaç, meyil ve şahsiyetinin oluştuğu ilk ve en önemli ortamdır. 

Eski geleneklerimizde anne-baba, ailede otoriter bir konumda olmanın yanı sıra, çocuklarıyla aralarında saygıya dayalı bir mesafe vardı. Hatta birçok yöremizde genç anne- babanın, çocuklarını kucağına alması, ailesinin yanında çocuklarını sevmekten kaçınması gibi adetler bulunuyordu. Halbuki bu davranışların  dinimizle, anne-babaya saygısızlıkla hiçbir alakası yoktur.

Kuşkusuz günümüzde, evlenip çoluk-çocuğa karışan evlatların, anne-babasına bakış açısında  değişmeler oldu. Gelişen ve sınır tanımayan teknoloji onlarda umursamazlık duygusunu ön plana çıkardı. Yani anne-babayla araya mesafe koymak, hal ve hatırlarıyla yeterince ilgilenmemek ve zoraki ziyaretlerle işi geçiştirmek. Anne-babanın taleplerini baştan savmak sıkça rastlanır hale geldi.

Dahası yaşlanan anne-baba, sırtta yük, omuzda kambur, evde kalabalık, rahatlığı kısıtlayan kişiler olarak görülmeye başlandı. Böyle olmasaydı her geçen gün huzurevlerinin sayısı artmaz, yaşlı anne-babalar huzurevlerinde değil, hayatlarının son demlerinde çocukları ve cıvıl cıvıl torunlarıyla gerçek huzurla iç içe olurlardı.

Bir şekilde huzurevlerinde veya uzak memleketlerde kalmış, evladının yılda birkaç kez  arama zahmetine katlandığı anne babalar ne derece mutlu olabilir? Bu anlamda aslolan, şartlar ne olursa olsun anne- babaya sahip çıkmak, her an onların yanında olmak, işimiz güç olsa da aşımızı birlikte tüketmektir. Unutmayalım ki, ne ekersek onu biçeceğiz. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Ordu Hürses Gazetesi
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA