vibratör   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı   pet shop  
vibratör   vibratör   izmir sex shop   izmir sex shop    sex shop   saç bakım   jartiyer takımı   sex shop   işitme cihazı   pet shop  
bodrum escort bakirkoy escort

DOST DOST” DİYE NİCESİNE SARILDIM!


Bu makale 2019-04-12 09:04:07 eklenmiş ve 242 kez görüntülenmiştir.
Kemal MENCELOĞLU

Sevgili Gönül Dostlarım! 

Sözlerime Anadolu’nun yiğit evladı, söz ve saz ustası, gönül hekimi Aşık Veysel’in dörtlüğüyle başlamak istiyorum. 


“Dost dost diye nicesine sarıldım 

Benim sadık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sadık yârim kara topraktır” 


Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum

Her türlü isteğimi topraktan aldım

Benim sadık yârim kara topraktır”


diyordu uzunca da yazdığı “Kara Toprak” şiirinde. 

Gerçekten de insanı sevip sarmalayan kara topraktır. Ondan geldik ona döneceğiz; topraktan yaratıldık ona gideceğiz. İnşallah Rabbimin lütfuyla ebedi aleme yolcu olup, akıbeti cennet olan yere gireceğiz. 

Beşinci Diyanet İşleri Başkanımız ve birçok dini eserlerin sahibi olan Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’ni okurken, şu hadis-i şerifle karşılaştım: 

“Eski dostluğu devam ettirmek, imandandır.”

  

ESKİ DOSTLAR

Dilimizden düşürmediğimiz bir şarkı sözünde şöyle ifade edilir: 

“Unutulmuş birer birer 

Eski dostlar, eski dostlar

Ne bir selam, ne bir haber

Eski dostlar, eskidostlar


Hayal mayal düşler gibi

Uçup giden kuşlar gibi

Yosun tutan taşlar gibi

Eski dostlar, eski dostlar


Unutulmuş isimlerde

Bilinmezler hani nerde?

Şimdi yalnız resimlerde

Eski dostlar, eski dostlar”


Dostlukta kıdem esastır nasihati gereğince, 

hemen bir kaç eskimeyen dostlarımı aradım ve Peygamber (sav )Efendimizin bu mübârek sözünü onlarla paylaştım.

İslam’a göre, dostluk, bir nasip meselesidir ve insanın dışında gelişir. Şununla dost olayım deyip olamazsınız.

Dostluk, yürürken belirginleşen bir şeydir.

Katlandığımız değil, razı olduğumuz insanlar dostlarımızdır.

“Önce refîk, sonra tarîk’”denilerek, yola çıkacağımız insanları dikkatli ve rikkatli seçmemiz tembihlenir. Aslında dikkat eder, seçtiğimizi zannederiz. Sadece zannederiz hepsi o kadar. 

İlk olarak şunu söyleyelim: “İnsanı, yol değil, yol arkadaşları yorar.” Yola çıkacağımız insanları yüzde yüz isabetle seçme şansımız ise maalesef yoktur. Çünkü bu seçimi veya elemeyi, esas itibariyle yapacak olan bizler değilizdir; yoldur, yolculuktur. 

   Yanımızdakinin dostumuz olup olmadığı, yolculuk esnasında ortaya çıkar. Özellikle siyasette ve ticarette, bu yürüyüşlerin büyük bir kısmı hüsranla sonuçlanır.

Tanıdığımızı sandığımız insanları tanıyamamış olmanın üzüntüsü ve şaşkınlığı, bizi, yolculuktan daha fazla yorar.

Tam da burada şunu sormalı: “Kırk yıl birlikte olmuş olsak bile, bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?”

Rakamlar maddiyatı, harfler ise maneviyatı temsil eder. Dolayısıyla, rakamlar ve hesaplar üzerinden sahici bir dostluk oluşmaz, sadece ortaklık kurulur.

Taraflar, ancak bir harfin anlamının ucundan tutarlarsa, dost olabilir veya kalabilirler. 

Rakam ile harfi toplamaya kalkışırsanız eğer, bu işlem, sizi Nurettin Topçu’nun şu sözüne götürür:

“Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister.”

   SIRRINI SAKLAYAN KİŞİ 

DOSTUNDUR

Kadim bir dostluğun oluşabilmesi için zorluklara, yokluklara ve imtihanlara ihtiyaç vardır. Bütün bunlardan alnının akıyla çıkan münasebete ise “sınanmış, denenmiş dostluk” diyoruz. Sormak isterim size, denenmiş ve sınanmış kaç dostunuz var? Bir veya iki elin parmağını geçiyor mu?

Şöyle söyleyelim: “Asıl marifet, bahar aylarında veya yaz mevsiminde değil, kışın açabilmektir.”

Yani iyi gün dostu olmak kolaydır, en mühimi, kötü gün dostu olabilmektir. İyi gün dostları sadece kuru kalabalıklardır. 

“ Kahvelerim pişti gel, köpükleri taştı gel,

İyi günün dostları kötü günüm geçti gel.”

Toparlayalım, dünyevi şeyler için “kırk yıllık dostların” birbirini yok saydığı günlerden geçiyoruz. Yolda bulduklarımızı, yola çıktıklarımıza tercih etmeye başladık. Çoğunu dere geçerken, köprü seçerken değiştirdik.

Hesap yapmaktan iş yapmaya veya dostluk kurmaya vakit bulamayanların sayısı da her geçen gün artıyor. Hasbî olmayı bıraktık, hesabî olmaya başladık. Yüce davaların ve sevdaların değeri kalmadı, yerini dünyalıklar almaya başladı. 

Bazı dost bildiklerimiz ise kırıcı, kıyıcı ve ifşa edici. Oysa dostluk, açmayı değil, kapatmayı gerektirir.

Sözgelimi dostunun sırrını herkesten saklamak, ayıplarını örtmek, sözüne müdahale etmemek, iyiliğini istemek, onun hüznüyle mahzun olmak; bütün bunlar, “dostluğun edepleri” arasındadır. 

Çünkü dostluk ve kardeşlik, öldükten sonra da devam eden kıymetlerimizden biridir. “Ahiret kardeşliği” diye boşuna denilmiyor.

        

İÇİMİZDEN VURULURUZ!

Dost olmak da, dost bulmak da ve dost kalmak da zor şeydir. Çünkü dostluk kini, kibiri, gafleti, ihaneti, dalaleti kaldırmaz, kabullenmez, reddeder. İhlas, gayret, samimiyet ister. 

Yıl 625. Yer Medine-i Münevver’e. Hazreti Peygamber (sav) Uhud için hazırlık yapıyor. Hendek mağlubiyetini kabullenemeyen Mekkeli müşrikler muazzam bir ordu hazırlamışlar ve Medine’ye saldıracaklar. Efendimiz bin kişilik bir kuvvetle karşı koymak ister fakat daha ilk fırsatta üç yüz kişilik münafık ordusu ayrılır Efendimizden. Bundan daha büyük ihanet olur mu? Dostluğa sığar mı? İslamın Peygamberine bu yapılır mı? Evet yapıldı ve kelimeler anlamını yitirdi. Demekki her şeye hazırlıklı olmalıyız. O Mümtaz şahsiyete yapılanlar bize fazlasıyla yapılabilir. 

Ne diyordu Kafkas Kartal’ı Şeyh Şamil:” Gönüllerden kibiri çıkarmak yüce dağları iğne ile kazımaktan daha da zordur. 

Yine onun dava ve gönül dostlarından doksanlı yıllarda Kafkaslar’da kızıl Rusya’ya karşı destanlar yazan Şamil Basayev: “Ne zaman düşmanlarımızı mağlup edecek noktaya gelsek, kendi içimizden kurulan tuzaklarla uğraşmak durumunda kalırız. 

 Anladık ki içteki dost görünümlü düşmanlardan kurtulmadan, gerçek kurtuluş mümkün olmuyor.” 

Ne diyordu bir hak ve hakikat dostu: “Biz Avrupa’nın kafirlerinden ziyade, Asya’nın münafıklarından çok çektik. Küfür islamın dışında safı bellidir, görürsün; münafık ise müslümanların içinde safı belirsizdir, göremezsin.” 

O nedenle diyoruz ki, dost görümlü düşmanlarınızın verdiği zararları gerçek düşmanlarınız bile vermezler, vermemişlerdir. 

    

DERVİŞ İLE AKREP

Derviş suya düşen akrebi kurtarmak ister. Öyle ya düşene yardım etmek vardır İslam kültüründe. Ama elini sokunca akrep sokar. Derviş tekrar dener ve akrep yine sokar. Bunu görenler: “iyilik yapmak istediğin halde sana zarar verene neden yardım etmek istiyorsun?” diye sorarlar. Derviş’in cevabı manidardır: “Akrebin fıtratında sokmak var. Benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek, merhamet etmek var. O fıtratının gereğini yapıyor diye, ben neden fıtratımı değiştireyim.”

Rabbim bize hatalarımızı yüzümüze söyleyecek gerçek dostlar nasip etsin. Çünkü gerçek dostlarımız bize doğruyu söyledikleri için, özür dileme, tamir ve telafi etme şansını vermiş olurlar. Mevlam kulunu kuluna muhtaç etmesin. Tek kapımız onun kapısı olsun. 

Yüce Allahım cümlemizi nifaktan, şikaktan ve kötü ahlaktan muhafaza buyursun. 

Not defterimizde not olsun inşaallah.   Selam ve dua ile...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Ordu Hürses Gazetesi
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA