Kemal MENCELOĞLU


KARANFİLLERİN ÜZERLERİNE  DAMLAYAN KAN, DOĞU TÜRKİSTAN 

KARANFİLLERİN ÜZERLERİNE  DAMLAYAN KAN, DOĞU TÜRKİSTAN 


 

 

Viyana’dan Çin Seddine uzanan vatan,

Doğunun da doğusunda Doğu Türkistan,

Mesafeyi çok uzak gibi görmüş olsan da,

Unutma ki, dedendir o topraklarda yatan. 

 

Analar evlât yetiştirir; öpmek, koklamak için.

Analar evlât yetiştirir; “Bak! Bu, benim evlâdım!” 

Diyebilmek, övünmek, geleceğe güvenmek için.

 

Analar evlât yetiştirir mürüvvetini görmek, Yavrusundan olan yavrusuna yüz sürmek,

Yatırıp okşamak, sevgisini, sevdasını vermek,

Analar evlât yetiştirir neslini devam ettirmek için.

 

Ancak, yeryuvarlağında bir ülke var ki burada analar evlâtlarının ne mürüvvetini görürler ne de geleceklerini. 

Evlâtları yerine taş basarlar yüreklerine. 

Sevmek, okşamak bir yana, hasret giderler yüzlerine. 

Ölümlerinde bile ağlayamazlar doya doya.

Çünkü ağlamakta, sevmekte zalim Çin ve yasalarının iradesine göredir. 

 

Ağlamak da, gülmek de serbest değil ülkede,

Sorarsan hep derler ki, eşitlik var ilkede,

Müslüman Türk kardeşim, hepsi yalan bunların,

Bak neler değişecek, kendine gel kükre de. 

 

TÜRKLERİN ANAVATANI

İşte bu ülke, yüzyılların acıları ile kavrulu Doğu Türkistan’dır. Türklerin anavatanı. 

Yeryüzü yuvarlağında varlıklarını devam ettiren 250 milyon Türk’ün anavatanı.

1876 yılından günümüze uzayan zaman diliminde vahşetin en şiddetlisine; insanlık dışı uygulamaların en korkuncuna; işkencenin en katmerlisine muhatap olan Doğu Türkistan’da Cuma namazının dahî yasaklandığı bugünlerde yine vahşet, yine gözyaşı var.

Bitmeyen vahşet ve bitmeyen gözyaşı...

 

Müslüman rahat değil, müslümana huzur yok,

Eğer gayri müslimsen, ne istersen hepsi çok. 

 

Yine kan damlıyor karanfillerin üzerlerine.

Yine kan damlıyor öz vatanlarında vatansızlığın en acımazını yaşayanların talan olmuş, vîran olmuş gül bahçelerine. 

Ve susuyor dünya; kör gözleri, sağır kulakları, lâl dilleri ve taşlaşmış kalpleri ile Bosna’da, Çeçenistan’da, Filistin’de, Arakan’da sustuğunun katmerlisi ile susuyor ve seyrediyor. 

Çin’in Uygur Türkleri üzerindeki baskısının ve zulmünün ne ilkidir ne de sonuncusudur bu.

Yaklaşık son bir buçuk asrın acımasız zulümleri var soydaş ve dindaşlarımızın üzerinde. 

Doğu Türkistan dramını anlamak için son elli-altmış yılda olanlara bakmak dahî yeterlidir.

13 Ekim1949’da Doğu Türkistan yeniden işgal edildi, toplu katliamlar sonucunda milyonlarca insanı öldürüldü.

1953 yılında Türkistan cellâdı olarak bilinen Vang Cin; «Devrim aleyhtarı unsurları yok etmek!» sloganı ile 250 binden fazla aydın ve din adamını tutuklayarak çeşitli işkencelerle öldürttü.

1960’lı yıllarda «Proletarya Devrimi(!)» adı altında bir milyon Müslüman acımasızca katledildi. 

Doymadı kana, cana Çin, doğacağa da benzemiyor. Kan içici vampirler. 

Sonra aralıklarla devam etti bu katliam.

Bugün Urumçi’de, Kâşgâr’da baltalarla, uçları çivili sopalarla atılan vahşî çığlıklarla katledilen masum Doğu Türkistan’ın Müslüman-Türk halkının dramı insanların çoğunlukta olduğu ve yaşadığı bir dünyaya ulaşılana kadar da devam edeceğe benziyor.

Peki, nedir son yıllarda uyguladığı ekonomik politikalarla, dünyanın önemli ekonomik güçlerinden biri hâline gelmeyi başaran, yaklaşık 1,4 milyar nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’in Doğu Türkistan’dan isteği? 

Nedendir Çin’in bu ezelî kini, bu düşmanlığı? 

Çin’in bu tarihî, sosyolojik, psikolojik, jeopolitik düşmanlığının temelinde yatan nedir? 

Çin Seddi kadar uzun, Çin Seddi kadar eski olan bu kinin, bu kan emiciliğin altında yatan sebepler nelerdir? 

İşte bütün bu sorulara sağlıklı bir cevap verebilmemiz için Doğu Türkistan’ı ve burada yaşayan Müslüman-Uygur halkını tarihin derinliklerine inerek tanımamız, bilmemiz gerekir.

Elbette onu da bir başka yazımızda değerlendireceğiz. Tanımaya, tanıtmaya devam edeceğiz. 

 

Unutma kardeşini, sağlam olsa da yerin,

Kardeş olan canlara olmayasın hiç serin,

“Müminler hep kardeştir” diyor Kuranı Kerim,

Allah kerimdir lakin kuyusu da çok derin. 

Kardeşine bağlıdır senin bütün kaderin.