Kemal MENCELOĞLU


Hz. ÖMER ve NUŞİREVAN

Hz. ÖMER ve NUŞİREVAN


 

 

       Kimisi Ebu Bekir kimisi Ömer,

       Bu dünya sanki onlarla döner,

       Osman’ı Ali’yi biliriz elbet,

       Hilafet makamında tuttular nöbet,

       İslam binasına temel oldular,

       Kutlu, huzurlu bir devlet kurdular. 

       Bütün zamanlara mühür vurdular. 

       

       Hz Ebu Bekir sadakatiyle, Hz. Ömer adaletiyle, Hz. Osman sekavetiyle, Hz Ali ise cesaretiyle maruf ve meşhur olmuşlardır. Elbette her birisinin çok farklı daha bir çok özellikleri mevcuttur. Saymakla bitmez, yazmak da yetmez. Onların herbiri ve daha binlerce altın nesil sahabeler yeryüzü yıldızlarıdır. Işıklarıyla aydınlatmışlar, günümüze kadar ışık salmışlardır. Çünkü onlar esas ışıklarını “Yeryüzü Güneşi” Muhammet Mustafa’dan almışlardır. Allah onlardan razı olsun. Yeryüzü onların ahlakıyla ahlaklansın. 

       Hz. Ömer’in adının geçtiği her yerde adalet ve hakkaniyet ilk akla gelen hususiyettir. Peki, Ömer ile devrin İran hükümdarı Nuşirevanı aynı karede yan yana getiren nedir? Doğrusu dikkate değer bir konudur.  İslamın güneşi ahirete irtihal edince yerine iki yıl boyunca Hz. Ebu Bekir; onun irtihalinden sonra da on yıllık bir süre boyunca da Hz. Ömer hilafet makamında bulundu. Dillere destan adil uygulamalarıyla dönemini taçlandırdı. 

      Mekke’den itibaren çocukluk arkadaşı olan ve adı her zaman ön planda bulunan sahabelerden Sad b Ebi Vakkas, Hz.  Ömer’in Şam valisidir. Bu yüksek devlet görevi esnasında ses getirecek uygulamalar yapan Vali bir cami yapmak için bazı vatandaşların arazilerini istimlak ederek devlet adına alır. Ne varki, mülk sahiplerinden birisi de Yahudidir ve arazisini vermek istememektedir. 

 

       ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

       Durumdan ciddi şekilde rahatsız olan Yahudi vatandaşa Müslüman olan bir komşusu, durumunu Medine’ye gidip Halife Ömer’e anlatmasını tavsiye eder. “Ömer senin derdine çare bulur, zira o adaletli bir adamdır”der. Rızası haricinde tapulu malı elinden alınmakta, mülküne el konulmaktadır. 

      Yahudi vatandaş çok da emin olmamakla birlikte bu yolu denemenin gerekli olduğuna inanır ve Medine yollarına düşer. Halife Ömer’i bir hurma bahçesinde dinlenirken bulur. Kendi kendine Şam’daki Vali ile Medine’de bulunan Halife’nin fiziki durumlarını gözden geçirir. Şam’da ki debdebe, Medinedeki sade yaşantı tarzı dikkatini celbeder. Bu Vali bu Halife’yi  dinler mi, hiç zannetmem diye düşünür. 

      Halife Ömer’e durumunu arz ettikten sonra Ömer bir deri parçasına şu cümleyi yazar:” Ben Nuşirevan’ dan daha az adil değilim.” Bunu al götür Valiye ver diye de tembih eder. Adam çıkar Medine’den fakat olup bitenlere hiç bir anlam veremez. “ Şam’ı titreten Vali bu deri parçasını dinler mi?” Diye aklından geçer. Nihayet gelir ve güç bela vali Beye ulaşır, üzeri yazılı deri parçasını takdim eder. 

 

             BEN NUŞİREVANDAN 

             DAHA AZ ADİL DEĞİLİM!

       Bu ifadeyi okuyan Vali Sad b. Ebi Vakkas oturduğu masasında kala kalır. Yazının ağırlığı üzerine çökmüştür. Bir müddet sonra başını kaldırır ve Yahudi vatandaşa şöyle der: “Mülkün sana iade edilmiştir. Müsterih ol” Bu defa şaşkınlık sırası Yahudidedir. 

      Şaşkınlığını saklayamayarak sorar:” Ne oldu sayın Valim? Doğrusu hayretler içindeyim. Bu yazı sizi neden bu kadar etkiledi?” Otur anlatayım der Vali. 

      Biz Halife Ömer ile ikiyüz deveden oluşan bir ticaret kervanıyla İrana gittik. Şehire girdiğimizde bizi soydular, develerimizi çaldılar. Bir handa geceledik ve hancıya durumu anlattık. Hancı iyi bir insandı ve bize krala gitmemizi söyledi. Bir de tercüman verdi. Kralın huzuruna çıktığımızda bize birer kese altın verip gönderdi. Biz pek bir şey anlayamadık. Çünkü develerimiz bulunmamış, yitiklerimiz karşılanmamıştı.

     Tekrar hana geldik ve hancıya durumu  anlattık. Hancı bizim kralımız adaletli bir insandır, bu işte bir yanlışlık var deyip bizzat bizimle birlikte geldi ve vaziyeti bütün yönleriyle Nuşirevan’a bizzat anlattı. Kapalı ve şüpheli bir şey kalmamıştı. Kral her birimize ikişer kese altın verdi ve artık gidin, yarın sabah develeriniz size getirilecektir dedi. Fakat şehirden çıkarken her biriniz farklı kapılardan çıkın diye de mühim bir uyarıda bulundu. 

      Benim çıktığım kapıda iki tane ceset vardı. Biri Nuşirevan’ın oğlu, diğeri de baş veziriydi. Üzerlerinde “ülkemize gelen gelen tüccarları soymuşlar, mallarını çalmışlar. Cezalarını da bulmuşlar.” Ömer’in çıktığı kapıda ise ilk gittiğimizde olayı yanlı ve taraflı anlatan tercümanın cesedi vardı. Ömer bana adaletsizlik yaptığımı bu örneği anlatarak hatırlatmaya çalışıyor. Ben almam gereken mesajı aldım. Hakkını helal et, malını da buyur diyerek Yahudiye cevap verir. 

      Yahudi bu adalet ve hakkaniyete teslim olur. Malını camiye, kendini de islama teslim eder. 

      Eğer biz bu anlayışı sürdürebilseydik belki de yeryüzü bugün daha bir başka olacak, her yer İslam’ın nuruyla aydınlanacaktı. 

      Nitekim daha sonraki devirlerde bir hükümdar övülmek, yaptıkları takdir edilmek istenince geçmişten örnekler bulunup benzetme yapılır. Nuşirevan bu anlamda en çarpını örnek bir şahsiyettir. 

      Sasani Hükümdarı Nuşirevan: “ Halka ve Allah’ın kullarına iyi muamele edin. Hak olan vergiden başka almayın. Zayıfları incitmeyiniz, alimlere saygı gösteriniz. Yüce Allah’a şükrediniz.” Diyerek dillere destan olan bu zat için Sevgili Peygamberimiz: “ Ben adaletli bir hükümdar zamanında gönderildim” buyurarak onun adaletini örnek göstermiştir. 

      Yavuz’un adaletini öven Kemal Paşazade’ de şöyle söyler:

Namı Nuşirevanı unutturdu adl ü dâd ile

Şimdi ağızlarda adın kalmıştır Nuşirevan. 

      Biz de diyoruz ki,

Adalet bir güneştir herkese lazım olur,

Hak haklının malıdır bir gün yerini bulur. 

 

Sorumluyuz hepimiz bana ne demek olmaz,

Zulüm yapan zalimler asla bir huzur bulmaz. 

 

Adım kalsın diyenler adaletli olmalı,

Hak ettiği değeri Hak yanında bulmalı.