Kemal MENCELOĞLU


BEKLENEN SENSİN YILLARDIR NERDESİN?


Unutma! Her yerde beklenen sensin,

Dünya bilir ki, her hayra nedensin,

Bütün masumlar muhtaçtır sana,

Çünkü sen adanmış kutlu bedensin.

 

Herkes her yerde aranmaz. Aranan insan olmak da herkese mahsus değildir. Çünkü herkes aranmaz. Malum bir vasfınız,  mümtaz bir isminiz olmalı. Türk Milleti de ve onun bağrından çıkan askeri de arzulanan vasıfların sahibidir. Her yerde her zaman aranır.

Bulunduğumuz coğrafya, inandığımız mukaddes dinimiz, millet olarak geleneksel özelliklerimiz bize özel bir misyon yüklemektedir. Biz o hasletimizi hiç bir zaman yüksünmedik, varlık sebebimiz saydık, onurumuz bildik. Biz onunla huzur bulduk.

Yurdumuzu ve yuvamızı korumak için dün olduğu gibi bugün de harekat ve operasyonlar yapıyoruz. Duyguları sorulan her bir arslanımız cevap olarak; “Kızılelmaya, güneşin doğduğu her yere, mazlum ve masumları kurtarmaya...”gibi cevaplar veriyorlar. İşte en son örnek “Barış Pınarları” harekatında yaşananlardan sadece bir örnek.

 

MUHAMMED’İN ORDUSU

Tel-Abyad’ta operasyondaki bir Türk askerinin, operasyonun 2. gecesinde, istirahatteyken attığı mesaj;

“Durumumuz iyi, moralimiz yüksek.

Köye yakın mevzilerde çatışma bitmişti. Teröristler arkalarında silah mühimmat ne varsa bırakmış, köydeki ahalinin yiyecek ve içeceklerini de alarak iç bölgelere kaçmış.

Köye girdiğimizde çocuk ve kadınların ağırlıkta olduğu bir kalabalık, güvenli olduğunu düşündükleri bir evde akıbetlerini hep birlikte beklerken kapıyı açtık.

“Türkler geldi” diye çocuk çığlıkları karşıladı bizi.Uzatmayayım, hepsine kumanyamızdan dağıttık. Belliki PKK halkın açlığını pek önemsememiş. Onları, üzerlerine strateji kurgulanacak piyonlar olarak gördüklerinden, beslenmelerini pek dikkate almamışlardı.

Tüm çocuklar açlığın verdiği çaresizlikle verdiğimiz kumanyaları hızlıca yemeğe başlamıştı ki, gözüm kenarda oturan yay kaşlı, hafif çekik gözlü, yüzü yaşından çok daha olgun bir çocuğa takıldı alaca karanlıkta. Birşey yemiyor, kenarda sessizce oturuyordu. Bu hali dikkatimi çekti.

“Acaba karnı tok mu” diye geçirdim içimden. Oğlum gözümün önüne geldi. Yanına gidip adını sordum.

"Haydar Ali" dedi.

“Sevmez misin verdiklerimizi” dedim.

“Severim” dedi.

“Neden yemiyorsun” dedim.

12 yaşındaki çocuk, 12 sene düşünsem aklıma gelmez bir cevap verdi ki, önce benim, sonra tüm Tim’in gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Siz Resulullah’ın ordususunuz. Açlıktan ölüp Allah'ın huzuruna varsam, çocuk olduğumdan Allah bana hesap sormaz. Ama sizin kumanyanızı yersem, siz bir karış geri kalsanız bunun vebalini ödeyemem" dedi.

 

    Ellerim titreyerek tuttum yanaklarını iki elimle. Alnından hem öptüm, hem de kokladım.

“Ye çocuk” dedim, “ye”

“Ye büyü ki, sen de bu orduya nefer ol”

“Helal edin” dedi.

Bütün Tim, sanki cenazede meftaya hakkını helal eder gibi "Helal olsun" diye haykırdı.

Haydar Ali’yi köyünde bırakıp intikale devam ederken, artık hiçbirimiz o köye girerkenki askerler değildik.

Yola çıkarken içtiğimiz andı hatırladık.

O kadar gurur duyduk ki yaptığımız işle, yorgunluğumuzu bile unuttuk.

Bir Haydar Ali’yi kurtardık.Dualarınızı eksik etmeyin.Daha kurtarılacak çok Haydar Ali'lerimiz var.

 

    AZERBAYCAN GENÇLERİ AYAKTA

Binlerce Azerbaycan Türkleri’nin değerli gençleri Askerlik Şubelerinin önlerine gelerek, “ Biz Türk kardeşlerimizle birlikte Suriye’ye düzenlenen terör yuvalarını dağıtma operasyonunda görev almak istiyoruz. Gönüllü olarak katılmak istiyoruz, bize müsade edin “diyorlar. Sağolsunlar, varolsunlar.

Bilirsiniz Karabağ Savaşında da aynı duygu ve düşüncelerle bizim gençlerimiz gönüllü olarak katılmışlardı.

 

Şayet olursa eğer bütün Türkler bir ordu,

Elbette kurtaracak düşmanlardan bu yurdu.

 

Bir ağacın iki kolu, bir babanın iki oğlu,

O da ulu bu da ulu, Azerbaycan Anadolu.

 

İşte burada da ifade edildiği gibi “ Bir millet iki devlet” gerçeğini her yerde görüyoruz. Eğer bugün yedi tane bağımsız Türk Devleti varsa hepsinin de aynı ortak duyguları paylaşması gerekir diye düşünüyorum. İnşaallah o da olacaktır. Bir birimizi sevmeye, saymaya ve anlamaya daha çok ihtiyacımız var.

Bugünkü yazımızı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda kalbiyle, fikirleriyle, yazılarıyla katkısı bulunan Ziya GÖKALP’in şu mısralarıyla tamamlayalım:

 

Yolumuz gaza, sonu şehâdet,

Dinimiz ister sıdk ile hizmet,

Anamız vatan, babamız millet,

Vatanı ma'mur eyle Yârabbi!

Milleti mesrur eyle Yârabbi!

 

Sancağım tevhid, bayrağım hilâl,

Birisi yeşil, ötekisi al,

İslâm'a acı, düşmandan öc al,

İslâm'ı âbâd eyle Yârabbi!

Düşmanı berbâd eyle Yârabbi!

 

Cenk meydanında nice koç yiğid,

Din ve yurd için oldular şehid,

Ocağı tütsün, sönmesin ümid,

Şehidi mahzun etme Yârabbi!

Soyunu zebun etme Yârabbi!

 

Ya Rabbi! Ordumuzu, yurdumuzu, devletimizi ve milletimizi her türlü hile ve tuzaklardan muhafaza eyle. Din, devlet ve millet düşmanlarımızı kahrü perişan eyle. Birliğimizi ve dirliğimizi korumayı, perçinleşmiş kaleler gibi olmayı bizlere nasip eyle.