?ÖĞRETMENLİK PEYGAMBERLİK MESLEĞİDİR?

Bu haftaki röportaj konuğumuz, gazetemiz köşe yazarlarından emekli öğretmen ve idareci Mehmet Ali Aydın. Biz sorduk hocamız cevapladı.

-Hocam kısaca hayat hikâyenizi paylaşır mısınız? Mesela çocukluğunuzdan başlayalım mı?

-Ben 28.10 1953 yılında Giresun da doğdum. 6 çocuklu bir ailenin ilk çocuğuyum. Benden başka 3erkek iki kız kardeşim var. Çocukluğumuz ve gençliğimiz zorluklar içinde geçti Ailemizin maddi durumu çok iyi sayılmazdı. Rahmetli babam (mekânı cennet olsun) bizim okumamız ve yetişmemiz için her türlü fedakârlığı yaptı. Kardeş sayısı fazla olunca, geçinmekte o derece zor oluyordu. Hatta hiç unutmam 1960 ihtilalinden sonra memleketimizin durumu da çok iyi değildi nüfus başına 10 kg buğday verilirdi. O zamanlar ailemiz 4 kardeş, anne ve babam olmak üzere 6 kişi olunca bize de aylık 60 kg. buğday verirlerdi. Rahmet babam buğday geldiği gün sabahın köründe ofis kapısına gider sıraya girer ve hakkımız olan 60 kg. buğdayı alırdı. Onu değirmende öğütür ve o bize bir ay yeterdi.

O zamanlar belki zenginliğimiz yoktu. Zaten çoğu ailelerin durumu da bizden farklı değildi. Buna rağmen daha mutlu ve huzurlu idik. Beşeri ve sosyal münasebetler şimdikinden çok daha güzeldi. Komşuluk, akrabalık ilişkileri menfaat ve çıkara değil sevgi ve hoşgörüye dayanıyordu. İnsanlar bir birlerinin yardımına severek koşardı. İşleri İmece denilen usulle ile birlikte hallederlerdi.

Herkes evlerinde ne pişirirlerse komşularına ikram ederlerdi. Akşamları bir birlerini ziyaret eder ne varsa birlikte paylaşırlardı. Biz çocuklar da o zamanın oyunlarını hep birlikte oynardık. Hani derler ya: ”Çocuklar gibi şendik.”  Biz o zamanlar gerçekten o yoksulluğa ve çaresizliğe rağmen şen ve mutlu idik. Çünkü var olanla yetinmeyi öğrenmiştik. 

    

-Öğrenim hayatınızdan bahseder misiniz?

- İlkokula başlama hikâyemden başlayayım isterseniz. Okula başlama hikâyem oldukça ilginçtir benim. Okullar öğrenime başladığı tarihte ben rahmetli teyzemin yanında Kulakkaya yaylasında idim. Yazları bazen teyzemin yanına giderdim.  Okullar açılınca teyzemin beyi rahmetli enişten beni o sene yeni açılan ve bir kahve hanenin üst katında bir odada hizmet veren ve vekil öğretmenle eğitimini sürdüren okula götürdü. Ben orada bir süre kayıtsız devam ettim. Selim Başar diye bir vekil öğretmenimiz vardı. 

Sonra ben köye döndüm ve babam beni okula vermek istemedi. O zamanlar okuyandan çok köy işlerinde çalışacak insana ihtiyaç vardı. Kulakkaya ’da ki öğretmenim bende bir ışık görmüş olmalı ki enişten kanalı ile bize haber göndermiş “illa bu çocuğu okula versinler” diye. Okular açılmış birinci dönem bitmiş, ikinci dönem başlamış ve Mart ayı gelmişti. Dayımın ısrarları ile beni Mart ayında Kasabamız olan Duroğlu’ndaki “Konacık ilkokuluna O zaman ki Başöğretmenimiz Rahmetli Mehmet Türkoğlu zamanın geçmiş olduğunu söylemesine rağmen beni kayıtsız olarak okula kabul etti. Kısa sürede ben okuma ve yazmayı sınıftaki çoğu öğrenciden önce kavradım ve ertesi yıl ikinci sınıfa kaydımı yaptılar.

İlkokulu birincilikle bitirdim. Bizim zamanımızda ilkokullarda Amerikan Marshall yardımı vardı ve bize süttozundan elde edilen süt ve yoğurt ile Vita yağı ve balık yağı dağıtırlardı. Amerikan emperyalizmi ile o yıllarda tanışmış olduk.

Birinci sınıfın son günlerinde 27 Mayıs 1960 ihtilali ile tanıştık. Demokrat Parti iktidardan indirilmiş, rahmetli menderes ve arkadaşları tutuklanmıştı. O tarihlerde Rahmetli Hasan amcam gazete getirirdi ve ben o gazetelerden Menderes hakkında açılan, “At Davası” “İt davası” ve Bebek Davası”  gibi akla hayale gelmez suçlamaları okurdum.

Ortaokulu Giresun Merkez Ortaokulunda okudum. Zaten o zamanlarda bir tane ortaokul vardı. Ortaokulda efsaneleşmiş öğretmenlerde okuduk. Onları burada anlatmaya kalksam ayrı bir hikâye konusu çıkar. Benim hayatımın şekillenmesin ve belki de öğretmen olmamda etkili olan bir hatıramı anlatmak isterim.

Ortaokul ikinci sınıftayım Tarih öğretmenimiz Rüstem Dilcioğlu (Bende tarih öğretmeniyim) beni ve Ayşe Altıparmak adındaki kız arkadaşımızı sözlüye kaldırdı. Ayşe arkadaşımız Giresun’un tanınmış bir ailesinin kızı beni ve babamı tanıyan yok. İkimize de sorular sordu. Ben geçmiş gün, yalan yanlış bir takım cevaplar verdim, arkadaşım tek kelime konuşmadı. Öğretmenimiz bana 10 üzerinden iki, arkadaşıma 6 verdi. Bu olay bana öyle koydu ki, şayet öğretmen olursam böyle olmayacağım diye kendi kendime söz verdim. O anki üzüntümü anlatamam…

Ortaokulda her sene takdir yâda teşekkürü İngilizce dersi yüzünden kaçırırdım. İkmal imtihanlarında zar zor beş alarak sınıfı geçerdim.

Ortaokulu bitirince okulumuzun hemen Karşısında yer alan Giresun Lisesi’ne kayıt oldum. O yıllar da ülkemizde sağ-sol meselesi yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. 60 yılların sonu 70lerin başı. Öğretmenlerin sendikalaştığı ve gruplaştığı, öğrencilere de yavaş yavaş sirayet ettiği yıllar. Tabi biz köy çocuğu olmamız hasebiyle sağ-sol meselesi nedir bilmiyoruz ama aileden gelen bir muhafazakârlık tarafımız var ve dini değerlere de bağlıyız. Yani sola meyletmemiz olası değil. 

Lise yılları öğrenciliğim pek parlak sayılmaz. Lise 1. Sınıfta tek dersten sınıfta kaldım. Şimdi 5-6 dersten millet sınıfını geçiyor. (Okumanın ne kadar basitleştiğinin delili) Lise ikinci sınıfta alan seçme var. Matematik ve geometrim iyi olduğu için ben fen kolunu seçtim. Fakat orada hiç sevmediğim Fizik ve Kimya dersleri de var. Hele Biyoloji öğretmenimiz Hanife Hanım var ki, bilmeden geçmen mümkün değil. Notu gramla tartar ve herkese hakkı neyse onu verirdi. Ortalaman 4,4 ise öyle kalırdı. Ama belki de ilk defa bende o kuralı bozdu ve beni sınıf geçirdi. Kendisini rahmetle anıyorum.

Lise hayatımda bir anım var onu da paylaşmak isterim. Lise son sınıfta Fizik dersinden kaldım ve o yıl üniversiteye gidemedim. Ertesi yıl tekrar Üniversite imtihanına girdim ve o zaman ki adıyla Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler bölümünü kazandım. Sonuç kâğıdım geldi ve iki gün sonra Fizikten ikmal imtihanım var. Okula gittim Fizik Öğretmenim Gazi beyi buldum ve kendisine durumu anlattım. Ertesi gün Fizik imtihanım olduğunu ve kalırsam okula gidemeyeceğimi belirtim. Bana nereleri bildiğimi sordu. Bende daha önceden birkaç konuyu iyice çalışmıştım ve buraları bildiğimi söyledim. Bana “ Bu kadar konu bilmekle Fizikten geçilir mi?” dedi. Ben hüsranlardayım. İmtihana girdim ve bir de baktım ki sorular benim çalıştığım yerlerden. Hemen cevapladım, sonrada benim gibi fizik gazisi olan arkadaşlara yardım ederek onların da geçmesini sağladım. Fizik öğretmenime sonra da teşekkür ettim. Kendisinden Allah razı olsun mekânı cennet olsun inşallah.

Lise yıllarımızda gerçekten üst düzey öğretmenlerimiz vardı. Her birisi bizim için takip edilmesi gereken örnek şahsiyetlerdi. Beden Eğitimi öğretmenimiz Emin Aktaş hocamıza ayrı bir parantez açmalıyım. Disiplin, saygı ve sevginin bir arada nasıl bulanabileceğinin ayaklı örneği idi. Kendisinden hem çok çekinir bir o kadar da severdik.

Emin Hocamızın öğrenciler üzerinde sigara arama zamanı geldiğinde, erkekler tuvaletine dalar, kapıyı kapattırır ve herkesi aramazdı. Kimlerin sigara içtiğini bilir onları arardı. Daha doğrusu aramazdı. Kimin nereye sakladığını bilir oradan alır, sonrada kantinciye verir ve ederi kadar pasta alır ve giderdi. Sigara içenlerde parasını vererek kantinciden sigaralarını yeniden satın alırlardı.

Üniversite imtihanlarında benim en son tercihin Gazi Eğitim Enstitüsü idi. Üst tercihlerime puanım yeterli olmasına rağmen kader beni son tercihime yerleştirdi ve öğretmen oldum.

1974 yılında Ankara’da okula başladım. O yıllar Ülkemizde sağ-sol olaylarının tehlikeli boyutlara ulaştığı yıllardı. Bütün üniversitelerde belirli grupların hâkimiyeti vardı ve onlar dışındakilerin okuma hakları gasp ediliyordu. Okul sol görüşlülerin elinde ise sağ görüşlüler, sağ görüşlülerin elinde ise sol görüşlüler o okula giremezlerdi. Şehirlerin belli bölgeleri belli görüşlerin hâkimiyetinde idi ve adeta kurtarılmış bölgeler oluşmuştu.

Her gün anarşi ve terör olayları nedeniyle 20-30 kişi sokaklarda hayatını kaybediyordu. Ben Gazi’ye başladığımda okulun mevcudu 7.000 kişi idi ve her branştan öğretmen yetiştiriliyordu. Okul sol görüşlülerin elinde idi. Bizimle beraber okula 50-60 kadar sağ görüşlü öğrenci de yerleşmişti. Kısa zamanda varlığımız anlaşılınca okulda olaylar çıkmaya başladı. Her olaydan sonra okul birkaç gün yâda hafta tatil edilirdi. Tatil dönüşü yeniden olaylar ve yeniden tatil. Bir süre sonra okulun hâkimiyeti sağ görüşlü gençlerin eline geçince sol görüşlüler okulu terk etmek durumunda kaldı. Üç yıl boyunca artık okulda pek olaylar olmadı ve biz eğitimizi tamamladık.

 

-İlk görev yeriniz ve bura ile ilgili anılarınızı anlatır mısınız?

- Bizim zamanımızda burslu okuyanlar kura ile atanır ve mecburi hizmete tabi tutulurlardı. Bizim gibi burssuz okuyanlar ise başvuru yapar ve üç tercihte bulunurlar ve tercihlerinden birine atanırlardı. Yani KPSS veya başka bir imtihan yoktu. Öğretmen olarak yetiştirildiğimiz için de ayrıca formasyon eğitimi almazdık. Bende de başvurumda üç tercih yapmıştım ve birinci tercihim Bolu idi. Atamam da Bolu ili Seben İlçesi’nde ki Seben Lisesi’ne yapıldı. İlk görev yerim orasıdır. 05 Ekim 1977 günü göreve başladım. Göreve başladığımda okulun ilk günleri idi. Kararnamem elimde Müdür Başyardımcısı İsmail Özcan Bey’in odasına girdim. Oda oldukça kalabalık veliler ve öğrenciler bir şeyler soruyorlar. Sıra bana gelince İsmail Bey: “Oğlum sen ne istiyorsun” diye sorunca bende kararnameyi uzattım. Benim yeni atanan öğretmen olduğu anlayınca “Kusura bakma Hocam ben seni öğrencilerden sandım” demişti. Bunu hiç unutmam.

Bu okulda yaklaşık 6 yıl görev yaptım. Bu arada o karışık dönemde evlerimiz arandı, sayısız soruşturma geçirdik, bir de sürgün edildik. Yine de öğretmenlik hayatımın en güzel ve anlamlı yılları burada geçti. İnsanların insani değerlerini yaşayıp yaşattığına burada şahit oldum. İnsanların bir birine saygı, sevgi ve bağlılıklarını burada müşahede ettim. Bunun yanında siyasetin insanlar üzerinde ki olumsuz etkilerini de en keskin olarak burada yaşadım. 

Sağ-sol çatışmaları nedeniyle kardeşlerin birbirleri ile görüşmediğine, konuşmadığına da burada şahit oldum. Siyasi görüşleri nedeniyle insanların bakkallarının, kahvelerinin, caddelerinin ve sokaklarının ayrıldığına şahit oldum. 12 Eylül 1980 darbesini de burada yaşadım.

Darbeden sonrada nasıl olduysa her gün 30-35 kişinin katledildiği Ülkemizde bir günde her şeyin süt-liman olduğuna şahit olduk. Çatışmalar ve bölünmelere sihirli bir el değmiş ve bir gün evvel kan gövdeyi götürürken bir gün sonra ortalık sakinleşmişti.

Seben’den ayrılırken altı yıl boyunca biriktirdiğim anılarla birlikte ayrıldım. Hala buradaki öğrencilerimle bağımı koparmadım ve görüşmeye devam ediyorum. Buradan ülkemize pek çok değerli öğrenci yetiştirmenin hazzı ile ayrıldım.

Devamı Haftaya...